PAŞALI ABDULLAH

Medine’deki son gecesiydi yarın öğleden sonra kafile uçağa binmek üzere yola koyulacak ve hiç istemese de Umre ibadeti bitmiş olacaktı. Bir daha ne zaman göreceğini bilemediği Mescidi Nebevi ’den ayrılmak istemiyordu, “Bu geceyi burada geçireyim yarın yolda uykumu alırım” diye düşündü ve yeşil kubbeyi görebileceği bir duvar dibine verdi sırtını, çantasından çıkardığı Kuranı Kerimi okumaya başladı. Yirmi günlük Umre süresinde uyku zamanını günde üç saate kadar düşürmüştü, her anını ibadetle geçirmek istiyordu; fakat artık vücudu buna dayanamadı ve henüz ikinci cüzü okurken oturduğu yerde uyuya kaldı.

Yanına gelen adamın omuzuna dokunmasıyla açtı gözlerini, adam eğildi ve dizleri üzerine oturdu, elini omuzuna koyarak konuşmaya başladı:

“Evladım gaflet içerisindeki Ümmetin gençlerini uyandırmak adına vazife verilen kullardan biri de sen oldun, bundan böyle sık sık görüşeceğiz, şimdilik sadece gerektiğinde ancak biz seninle irtibata geçeceğiz, neyi nasıl yapman gerektiğini detaylıca anlatacağız sana, korkma, endişe etme her şey çok güzel olacak.”

Adam arkasını dönüp giderken seslenmek istedi, Sen kimsin? Ne vazifesi? Neler oluyor…? diyecekti ki ağzını açıp tek kelime dahi edemedi. Gözlerini açtığında Kuran-ı Kerim elindeydi hala, rüya mı görmüştü, olamaz baya baya gerçekti bu, oysaki daldığı uykudan şimdi gözlerini açıyordu, neler olduğunu anlamıyordu, önce Yeşil Kubbeye bir nazar etti ve kafasını eğerek Kuran-ı Kerim’e baktı gördüğü ayet ile irkildi:

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”

Gözlerini yumarak mırıldanmaya başladı “Ya Rabbi bu can bu ten de olduğu müddetçe, Senin ve Resulünün yoluna kulum, köleyim, canımla, malımla yoluna revanım Allahım!” diyerek dua etti.

Kartepe Cengiz Topel Hava alanına inmeleri çok güzel olmuştu, kısa süre sonra evlerine varmıştı bile, annesine, babasına doya doya sarıldı, dedesiyle kucaklaştı, bütün arkadaşları ziyaretine geliyor, onlara hurma ve zemzem ikram etmekten, mübarek beldelerin atmosferini onlara anlatmaktan büyük keyif alıyordu.

Geldiği yaklaşık bir hafta olmuş; fakat Abdullah henüz evden dışarıya hiç çıkmamıştı, üzerindeki o manevi havayı dağıtmak, günlük hayatın koşturmacasına kapılıp kutsal topraklarda edindiği manevi halini kaybetmek istemiyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra birkaç sayfa okuma yapıp yattı, erken yatıyordu, sabah namazından yaklaşık bir saat önce kalkıp teeccüdü kılıyor ve manevi dersini yapıyordu.

Seher vakti olduğunda o çoktan uyanmıştı, kalkıp abdestini aldı gece namazını kılıp manevi dersini yapmaya başladı. Vücudunun her bir uzvu Allah diyordu sanki zikrin lezzetine vardığı bu demlerde omuzuna dokunan el ile eğdiği başını kaldırıp, kapadığı gözlerini açtı. Gözleri şaşkınlıktan yuvalarından çıkacak, kalbi korkudan duracaktı, yüzü sararmış, benzi atmıştı, karşısında kanlı canlı bir şekilde, kendi evinde ve dahi odasında Medine’de uykusunda gördüğünü düşündüğü zat duruyordu, bayıldı bayılacaktı,

Sen, sen diye sözlerine başlayacakken araya girdi güzel yüzlü adam, o davudi sesiyle sakin ve tane tane konuşmaya başladı:

“Korkma evladım, bundan sonra nasipse sık sık görüşeceğiz her açıdan manen zehirlenen Müslüman gençlere beraberce yardım edeceğiz, bu süreçte sana bazı manevi güçlerde ikram edilecek, fakat bu ikram hususi (özel) işlerinde değil umum için, ümmet için kullanabilmen üzere verilecek. İlk olarak şu saatlerde Bursa’da başlamak üzere olan ve gençlerimize deizmi aşılamak adına yapılan konferansa katılacak, konferansta söz alacak ve gönlüne ilham edilen lafızları konuşacaksın böylece yapılması planlanan deizm propagandasına mani olacaksın, haydi Allah yardımcın olsun”

Sararmış benziyle zor da olsa konuşmaya çalıştı:

“Ben hiçbir şey anlamıyorum, konferans Bursa’da diyorsunuz az sonra başlayacak diyorsunuz ve benim katılacağımı söylüyorsunuz nasıl olacak bu iş?

Sen şimdi abdestini tazele ve üzerini değiş “Allah bir kulunu sevdiği zaman gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olur” ve o kula artık zorluk ta olmaz!

Kısa zaman sonra diz dize oturdular, o efsunlu sesiyle konuşmaya başladı nur yüzlü adam:

Şimdi gözlerini kapa ve kalbine odaklanarak içinden sessiz zikre başla, ben sana gözlerini aç diyene kadar da açma.

İyice korkmuştu ama nedense güveniyordu adını bile bilmediği bu kişiye dediklerini yapıyor, gözlerini kapatıp, kafasını kalbine doğru eğerek Allah Allah Allah diyordu…

 

Çok zaman geçmeden şimdi gözlerini açabilirsin dedi nur yüzlü kişi, korkarak açtı Abdullah gözlerini, kapalı bir mekândaydılar ama kulağına su sesi de geliyordu, kafasını yavaşça kaldırdığında daha öce defalarca geldiği Bursa Ulu Camii’nde olduğunu gördü. Titreyen çenesiyle bir şeyler söyleyecekti ki, korkma evladım dedi nur yüzlü adam, unutma Allah’a zorluk yok, konferans salonu Cami’ye yakın haydi kalk gidelim de geç kalmayalım diyerek Abdullah’ın koluna girdi.

Kısa zaman sonra konferans salonuna varmışlardı, çoğu lise talebesi olan gençler salonu neredeyse tamamen doldurmuşlar konuşmacıyı beklemekteydiler, bundan sonra vazife senin Abdullah, sen yalnızca konferansın soru cevap kısmında söz al ve ayağa kalkarak konuşmaya başla, sonrasını Allah’ın izniyle bize bırak!

Nur yüzlü adam arkasını dönerek salondan dışarıya yöneldiğinde onu kendisinden başka kimsenin göremediğini o an fark etti, üst üste gelen bu esrarengiz hadiselere tepki veremez durumdaydı artık, koltuğuna oturdu ve sunum için hazırlanan konuşmacıyı dikkatle izlemeye başladı…

Not: Sevgili gençler şimdiye dek ekranlardan bizlere sunulan Süperman gibi, Heman gibi suni kahramanların yalancı süper güçlerini izledik hep beraber, kah Rambo’nun tek başına bir orduyu alt etmesine şahit olduk, kah iyilerin yardımcısı Batman’i şaşkınlıkla izledik.

Bu yazı dizimiz ile Mevla’mızın inayeti ile kurgusal bir dille anlattığımız kahramanımız Abdullah’ın hikâyelerini sizlere sunacağız. Gençler unutmayın Hadis-i Kudsi’de Allah Teâlâ “Kulumu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum. Artık o benimle duyar, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür.” buyurmaktadır. Bir sonraki sayıda hikayemize devam edeceğiz kalın selametle.

Post Created 18

PAŞALI ABDULLAH” üzerine 10 görüş

  1. Murat Başkan Gerçekten Güzel Bir Konuya Deginmişsin. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in de Dediği Gibi Bir Gençlik Bir Gençlik Bir Gençlik.
    Maşallah Rabb’im Yar ve Yardımcın Olsun İnşaallah…

  2. Mucizelere inancın azalmaya başladığı şu günlerde; ilham aldığı inancı ve kudreti, sağlam köklere bağlı olduğu açıkça belli olan akıcı bir üslupla dile getirmeyi başarabilmiş ve edebiyatımızda bu konudaki açığı kapatmaya aday bir yazı dizisiyle karşılaşmak beni çok heyecanlandırdı. Devamını merakla bekliyor olacağım…

  3. yüreğinize sağlık abim akıcı heyecanlı bir yazı devamını sabırsızlıkla bekliyor olacağım.

  4. Yüreğine kalemine sağlık abi , yazı dizisinin devamını merakla bekliyor olacağım , Allah (c.c.) yar ve yardımcınız olsun .

  5. Bir yazı ancak bu kadar akıcı ve bilgi temelli olabilirdi. Rabbim çıktığın bu yolda yar ve yardımcın olsun biz hevesle okuduk devamını da bekliyoruz inşallah…

  6. MaşaAllah Murat Kardeşim insanın gözünü kırpmadan okuyacağı bir Roman gercekten devamını sabırsızlıkla bekleyeceğiz.

  7. Gönlüne sağlık kardeşim. Çok hoş, heyecanlı ve ilginç bir roman bizi bekliyor diyebilirim.
    Gençleri uyandırmaya vesile olması duası ve niyazıyla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Begin typing your search above and press enter to search. Press ESC to cancel.

Üste dön